Tercih Sorgulama

Bu sene tercih yapmak mı avantajlı üniversiteye hazırlanmak mı?



Dershanelerin kapanacak olması sebebiyle üniversite adaylarının bu yıl mutlaka tercih yapması gerektiğini belirten Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, üniversiteye girmenin daha da zorlaşacağını vurguluyor.

Dershanelerin kapanacak olması sebebiyle üniversite adaylarının bu yıl mutlaka tercih yapması gerektiğini belirten Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, “Adaylar tercihlerini kesinlikle ertelemesinler, aksi takdirde gelecek sene gidecek dershane bulamayacaklar, üniversiteye girmek daha da zorlaşacak. Zaten artık üniversite değiştirmek ve bölümler arası değişim de çok kolaylaştı. O yüzden bu yıl korkmadan tercih yapsınlar” diyor.

Vakıf üniversitelerinin geçmişten günümüze geldiği noktayı anlatabilir misiniz? Şu an ülkemizdeki mevcut vakıf üniversitesi sayısı ne kadar? Bu üniversitelerde öğrenim gören öğrenci sayısına ilişkin de bilgi verebilir misiniz?

20 Ekim 1984 tarihinde Bilkent Üniversitesi'nin kurulması ile birlikte Türkiye ilk vakıf üniversitesine kavuştu. O tarihten 1996 yılına kadar hiçbir vakıf üniversitesi onaylanmadı. 1996’dan itibaren birkaç vakıf üniversitesi daha kuruldu. Sonrasında yavaşlamaya başladı. 2007 yılından itibaren ise çok hızlı bir yükselişe geçti. Bugün itibariyle 78 vakıf üniversitesi açıldı. Devreye girecek de en az bir 8 tane daha var. Bu üniversiteler de devreye girerse 86 vakıf üniversitesine çıkacak.

Vakıf üniversitelerinde şu an öğrenim gören öğrenci sayısı 350 bin civarında. Bu sene herhalde o 400 bini zorlar.

YGS-LYS Net Sihirbazı indir

YÖK Program Atlası (Lisans-Önlisans) İndir

YÖK YGS LYS başarı sırası sihirbazı indir

Son yıllarda Türkiye’de üniversite sayısında hızlı bir artış söz konusu. Birbiri ardına yeni üniversite açılıyor. Üniversitelerin niceliğindeki bu artışla birlikte niteliğinin azaldığı yönünde eleştiriler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sadece yeni vakıf üniversitelerinin niteliği azalmadı. Yeni kurulan devlet üniversitelerinde de ciddi sorunlar var. Bu üniversitelerde de doğal olarak sorun olacak. Çünkü daha yeni kurulmuş, henüz hocası yok. Dolayısıyla önce yürümeyi öğrenecek bu üniversiteler, ondan sonra koşmaya başlayacak.

Dünyadaki önemli üniversitelere de bakarsanız zaten yıllar boyunca var olmuşlar. O nedenledir ki eğitimde süreklilik önemlidir.

Vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerine göre güzel bir tarafı var. Oda inovasyonu daha çabuk yapması. Ücret aldığı için belirli oranda öğrencilerinden hizmeti daha iyi sunmak zorunda. Bunu sunmadığınız takdirde devlet üniversitesine gider öğrenci. O yüzden öncelikli olarak öğrenciyi merkeze koyup, ona odaklanıp, daha iyi hizmet sunmak zorunda. Bu sebeple yeni de kurulsa üniversiteler çok çabuk adapte olmak ihtiyacı hissediyor. Dolayısıyla daha iyi sonuçlar çıkıyor. Bu sebeple bu nitelik sorununu, tüm yeni kurulan üniversitelerin sorunu olarak görüyorum. Yani sadece yeni kurulan vakıf üniversitelerin değil.

Niteliğin artması için zamana ihtiyaç var diyorsunuz...

Evet, zamana ihtiyaç var. 1996 ile 2000 yılları arasındaki yeni kurulan üniversitelere bakarsanız zamanla bu sorunu aştıklarını görürsünüz. Bundan 5-10 yıl önce hiçbir vakıf üniversitesi dünya sıralamalarına giremezken şu anda 4 tanesi giriyor. Bu ciddi bir başarı öyküsü. Bunun görmemezlikten gelinmemesi lazım. Tırnaklarını kazıyarak, belirli sorunları çok çabuk atlattı vakıf üniversiteleri.

Yeni kurulan üniversitelerin nitelik sorunu dışında karşılaştığı diğer sorunlar genellikle neler oluyor?

Her üniversitenin ayrı sorunları olabilir ama genel olarak baktığınız vakit şunları söyleyebiliriz:

İlk olarak öğrenciyi üniversitelerine çekmekte zorlanıyorlar. Yeni kurulan bir üniversitenin öğrenciye, ‘Gel benim üniversiteme kayıt ol’ demesi çok zor.

İkincisi hoca bulmakta zorlanıyorlar. Hocalar yeni kurulan bir üniversiteye gitmek yerine kendini ispatlamış bir üniversiteye gitmeyi tercih ediyorlar. Bu sebeple hocaları üniversitelerine çekmek için ya daha fazla ücret verecekler ya da projelerine ikna etmeye çalışacaklar.

Üçüncüsü ise çok hızlı büyüme içinde genel bir sorun var. O da kontenjanların boş kalması. Dolayısıyla bu bütçelemeye kadar gider. Yanlış bütçeleme yaparsanız gelecek sene de sıkıntı çıkar.

Bu sorunları çözüme kavuşturmak için ne yapmaları gerekiyor?

Tek kelimeyle iyi yönetim gerekiyor.

TÜRKİYE’NİN YAKINDA KENDİ AKREDİTASYONU OLACAK

Türkiye’deki üniversitelerin dünyadaki üniversitelere göre eksikleri nelerdir? Dünya çapında yapılan sıralamalarda üniversitelerimizin üst sıralarda yer alması, onlarla rekabet etmesi, yabancı öğrencileri ve akademisyenleri bünyelerine çekebilmesi için neler yapması gerekiyor?

Dünya ile rekabet edebilmemiz için iki tane soruyu kendimize sormalıyız. Birincisi ‘Yabancı öğrenciler niye Amerika’daki, İngiltere’deki, Kanada’daki, Almanya, Avustralya’da, Fransa’daki belirli üniversiteleri tercih ediyor?’ Çünkü bu öğrenciler dünya sıralamalarına bakıyor. Demek ki bizim sıralamalarda yukarı çıkmamız lazım. Birinci yapılacak iş bu korkmayacaksınız. Nerede olduğunuzu öğrenmek bir zayıflık değil. Zayıf noktanızı öğrenip hangi alanlara yatırım yapmanız gerektiğini daha net çıkaracaksınız.

İkincisi de akredite olacaksınız. Akreditasyonla her 5 yılda bir yenilersiniz kendinizi ve tekrar geçersiniz değerlendirmeden. Türkiye’nin yakında kendi akreditasyonu olacak. Şu an YÖK üzerinde çalışma yapıyor ama dünya akreditasyonuna gidilecek. Bu kolay bir iş değil. Zoru başarırsanız ülkeye de bir katkıda bulunursunuz. Amerika’ya giden bir öğrenci belirli bir süre Türkiye’yi de düşünecek. Bu adımları atmazsanız bir yere varmazsınız. Dolayısıyla bana göre en büyük iki engel bu.

Üniversiteler, yabancı öğrencileri ve akademisyenleri bünyelerine çekebilmeleri için ise kaliteyi artırmak zorundalar. Ayrıca yabancı hocayı çekmek için maddi açıdan daha iyi bir teklif sunmaları gerekiyor.

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde YÖK, üniversitelerin örgün eğitim kontenjanlarını açıkladı. Buna göre vakıf üniversitelerindeki lisans kontenjanları yaklaşık 5 bin arttı, devlette ise yaklaşık 9 bin kontenjan düşüş yaşandı. En önemli artış ise vakıf üniversitelerinin ön lisans programlarında oldu. Bu bölümlerin kontenjanında yaklaşık 15 bin artış görüldü. Bununla ilgili düşünceleriniz nedir?

Evet, çünkü devlet üniversitelerinde de hızlı bir büyüme oldu. Bildiğiniz gibi 2007’de her ile bir üniversite açıldı. Ama önemli olan eğitim vermeniz için istihdam yaratabilmek. Doktoralı eleman bulmanız önemli. Doktoralı elemana da gelecek 10 yıl içinde 15 bin ihtiyaç var. Dolayısıyla ciddi bir açık söz konusu. Bu yüzden planlamalarda sorunlar çıkmaya başladı. Vakıf üniversiteleri, yurtdışındaki hocaları da devreye sokarak bu açıklarını kapatıyor. Bu yüzden vakıf üniversitelerine daha fazla kontenjan veriliyor gözükse de kontenjan fazlasını aslında yeni kurulan üniversiteler alıyor. Dolayısıyla kontenjanda çok büyük bir büyüme yok.

ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTE BARAJ+MÜLAKAT OLMALI

Türkiye’de eğitimde tartışılan bir başka konuda üniversite geçiş sistemi. Sizce nasıl bir üniversite geçiş sistemine ihtiyaç var?

Türkiye’de öğrencinin üniversiteyi seçme hakkı var ama üniversitenin öğrencisini seçme hakkı yok. Böyle bir şey olamaz. İki tarafında birbirini seçme hakkı olması lazım. Sonrasında ise belirli eğitim alanlarında barajlar koymak durumundasınız. Bana göre mimarlık, mühendislik gibi insan hayatını etkileyecek konularda baraj konmak zorunda. O barajı aşanlarla sonrasında mülakat yapılmalı. Dolayısıyla bu alanlarda baraj+mülakat olması lazım. O zaman sistem düzelir.

Üniversite adayları üniversite ve bölüm seçerken hangi kriterlere dikkat etmelidirler? Onlara bu konuda ne gibi önerilerde bulunursunuz?

Öncelikle dershaneler kapanacağı için öğrencilerin bu sene muhakkak bir tercih yapmaları gerekiyor. Adaylar tercihlerini kesinlikle ertelemesinler, aksi takdirde gelecek sene gidecek dershane bulamayacaklar, üniversiteye girmek daha da zorlaşacak. Zaten artık üniversite değiştirmek ve bölümler arası değişim de çok kolaylaştı. O yüzden bu yıl korkmadan tercih yapsınlar.

Tercih yaparken de ilk olarak bölümü tespit etmeleri gerekiyor. İkincisi şehri tespit etmeleri gerekiyor. Üçüncüsü ise üniversiteyi tespit etmeleri gerekiyor. Bu üç sırayla gitmeleri lazım. Sonraki aşamada kendilerine kısa bir liste oluşturmalılar. 3 ile 5 üniversite arasında bir seçenek listeleri olmalı. Orada devlet üniversitesi olabilir vakıfta olabilir. Vakıflardaki burslu bölümler de olabilir, öğrencinin parasal sorunu varsa.

Peki vakıf üniversitesi mi, devlet üniversitesi mi? Vakıf üniversitelerini tercih etmeleri için adaylara nedenler söyler misiniz?

Vakıf üniversiteleri öğrenci odaklı ve bu üniversitelerde iş bulunabilirlik daha olanaklı. Ayrıca bizim üniversiteler artık dünyayla entegre olmuş durumda. Her türlü fırsat tanınıyor, yurt dışına gitme fırsatları gibi. Şimdi diyeceksiniz Erasmus da var. Evet, var ama Erasmus’ta kısıtlı olarak bu imkanlar sunuluyor. Bunun dışında vakıf üniversitelerine giden öğrenciler yabancı dil konusunda birçok devlet üniversitesi öğrencisine göre çok daha önde.

AKADEMİK ÖZERKLİK ÜNİVERSİTEDE BAŞLAR, YÖK’DE BAŞLAMAZ

Bazı kesimler akademik özerklik için YÖK’ün kaldırılması gerektiğini söylüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? YÖK kaldırılırsa yerine nasıl bir sistem gelmeli?

Ben bunu hep duyuyorum. Her seçim zamanı da bu konuşulur ama gerçekleşmez. Sadece YÖK’ün ismi değişir. Dolayısıyla şu andaki gücünden ve yaptırımından daha azla var olmaya devam eder. Akademik özerklik ise bana göre üniversitede başlar, YÖK’de başlamaz. Ben hep bunu söylerim. YÖK sizin üniversitenin içinde her gün yaşamıyor ki burada özerklikten bahsediyoruz. Önce kendi üniversitenin yönetimi özerkliği kabul edecek. Yani önce kendi evimizi temizleyeceğiz.

Konular